Hayrabolu Tarihçe
Bereketli Toprakların Güler Yüzlü Kenti Hayrabolu Rehberi
Hayrabolu Tarihçesi
Hayrabolu, Trakya'nın en eski yerleşim birimlerinden biridir. Türkler tarafından ilk olarak 1357 yılında fethedilmişse de kısa bir süre sonra Roma İmparatorluğu'nca geri alınmıştır. 1368 yılında Sultan I. Murad zamanında ikinci ve son olarak Roma İmparatorluğu'ndan geri alınmıştır. Bu tarihten sonra Anadolu'nun çeşitli bölgelerinden, özellikle Kayseri ve Sivas dolaylarından seçilen aileler Hayrabolu ve çevresine iskân edilmiştir.
Bulunan kıymetli tarihi eserlerden, tarih boyunca Makedon, Hun, Avar, Peçenek ve Bulgar gibi milletlerin akınlarına uğradığı ve bu devletlerin bir yerleşim birimi olduğu belirlenmiştir. Türklerin fethine kadar en uzun süre Roma İmparatorluğu'nun sınırlarında kalmıştır.
Türklerin Trakya'yı fethini sağlayan kuvvetlerin başında Yörükler gelmektedir. Orhan Gazi'den başlayarak Fatih Sultan Mehmed'e kadar Osmanlı Padişahları, Rumeli'nin fethinde özellikle Yörük kuvvetlerini kullanmışlardır. Yörük kuvvetlerinin komutanları ve beyleri Tekirdağ, Hayrabolu ve Çorlu'da ikamet ederdi. İstanbul'un fethinden hemen önce bölgede Yörük Ocakları'nın sayısının 419'a kadar ulaştığı Osmanlı arşiv belgelerinde sabittir.
Hayrabolu, Avrupa'ya fetihlere giden Türk Ordusu'nun uzun süre konaklama ve karargâh merkezlerinden biri olmuştur. Bölgede konaklayan ordu; binek ve yük hayvanlarının bakımını yapmış, eratı dinlendirmiş ve hazırlıklarını son kez gözden geçirerek Balkan seferlerine çıkmıştır. İkinci fethinden (1368) sonra 1829 yılına kadar yaklaşık 460 yıl boyunca savaş ve işgal görmeyen ilçe; 1829 ve 1878 yıllarında Rusların, 1912 I. Balkan Savaşı'nda Bulgarların ve nihayetinde I. Dünya Savaşı akabinde Yunanlıların işgaline uğramıştır. Yıllar süren millî mücadele ve çarpışmaların ardından 14 Kasım 1922 tarihinde Hayrabolu düşman işgalinden tamamen kurtarılmıştır.
Sarban Ahmed (Derviş & Şair)
Doğum tarihi kesin olmamakla birlikte 1470'lerde Hayrabolu'da doğdu. Genç yaşında Yeniçeri Ocağı'nda 26. Orta'yı meydana getiren Deveci Ortası'na kaydoldu. Üstün zekâsı ve disiplini sayesinde ordunun develi birliklerinin komutanlığı olan Sarbanbaşılık makamına kadar yükseldi. Kanunî Sultan Süleyman'ın Irak Seferi'ne katılmasıyla bu unvanla anılır oldu.
Irak Seferi güzergâhında Aksaray'da büyük mutasavvıf Pîr Ali Sultan ile tanıştı. Pîr Ali, onda manevî bir ışık görerek: “Dünyanın süsüne, âlâyişine gönül verme, sen dünya alâkaları ile paslanmaya lâyık biri değilsin” buyurdu. Bunun üzerine Sarban Ahmed askerlik vazifesinden ayrılarak memleketine döndü. Kanunî Sultan Süleyman fermanıyla 1527'de kendisi adına bir dergâh inşa edildi.
"Oldukça huysuz ve geçimsiz hanımından neden boşanmadığını soranlara şu ders niteliğindeki cevabı verirdi:
«Dostlarım! Bizim böyle bir refikaya tahammül etmemiz, sevenlerimize ve halkımıza verdiğimiz bir derstir: Maksat, çirkin huylu insanlarla da iyi geçinebilmeyi öğrenmektir.»"
1545 yılında vefat eden Sarban Ahmed'in ziyarete açık türbesi Hayrabolu ilçe merkezindedir. Araştırmacı Zeki Özkan'ın incelemelerine göre divanında 193 gazel, 6 mesnevi, 3 kaside, 5 terci-i bend, 4 murabba, 2 tahmis ve 2 müseddis bulunmaktadır. Şiirlerinde ilâhî aşk, insan sevgisi, dünyaya meyletmeme ve tevazu temalarını güçlü bir lirizmle işlemiştir.
Çanakkale Kahramanı: Saka Eri Hayrabolulu Hüseyin
Henüz 13 yaşında cepheye koşan, bıyıkları dahi terlememiş Hüseyin'e yaşı sebebiyle tüfek verilmemiş; cephe gerisinde hayati bir vazife olan Saka Erliği (susuz siperlere su taşıma) görevi tevdi edilmişti. Katırıyla beraber Bigali Köyü'nden doldurduğu tahta damacanalarla Anafartalar hattındaki 35. Piyade Alayı erlerine su yetiştirirdi.
Şiddetli bombardıman sonrası siperlerin el değiştirdiği zifiri bir gecede, yanlışlıkla Anzak hatlarına giren küçük Hüseyin esir düştü. Düşman kumandanı karşısında korkusuzca durup katırındaki su damacanalarını göstererek: "Bunları kumandanım yolladı. Sizin tarafta yaralılar varmış, su kalmamış sevaptır. Şüphe duyarsanız gözünüzün önünde içerim" dedi. Bu mertlik ve insanlık dersi karşısında gözleri dolan Anzak subayı, küçük Hüseyin'i hürmetle kucaklamış ve katırını erzakla doldurarak sağ salim Türk siperlerine uğurlamıştır. Harpten sonra memleketine dönen Saka Hüseyin, 1975 yılındaki vefatına kadar Hayrabolu'da yaşamıştır.
Coğrafi İşaretli Hayrabolu Tatlısı
1970'li yılların başlarında Hayrabolu'da üretilmeye başlanan ve ünü tüm ülkeye yayılan bu lezzetin ana hammaddesi taze tuzsuz peynirdir. Üzerine tahin, kaymak ve ceviz ilave edilerek servis edilen tatlı, ilçemizin en kıymetli gastronomi markasıdır.
Malzemeler
- 1 kg taze tuzsuz peynir
- 8 adet yumurta (2 tanesinin akı ayrılacak)
- 250 gr un
- 250 gr irmik
- 2 çay kaşığı karbonat
- Şerbeti için: 1250 gr su ve 1 kg toz şeker
Hazırlanışı
Peynir ezilerek pürüzsüz hale getirilir. Yumurtalar, un, irmik ve karbonat ilave edilerek kulak memesi kıvamına gelene kadar yoğrulur. Yağlanmış fırın tepsisinde orta ısıda yaklaşık 45 dakika pişirilir. Kaynamakta olan şerbete atılan tatlılar, 20-25 dakika hafifçe bastırılarak şerbeti çektirildikten sonra sıcak veya soğuk olarak servise sunulur.
Meşhur Hayrabolu Köftesi
Bugün yurt çapında tanınan ünlü köftenin kökeni, yaklaşık bir asır önce Hayrabolu'nun Alacaoğlu Köyü'nden Kebapçı Hüseyin Ağa'ya dayanmaktadır. Lezzet sırrı; etin kalitesinde, yöresel dinlendirme tekniğinde ve meşe kömürü mangalında pişirilmesinde saklıdır.
Malzemeler
- 1 kg orta yağlı sığır ve dana kıyması
- 75 gr bayat ekmek içi
- 1 baş küçük kuru soğan
- 1 diş sarımsak
- Yarım çorba kaşığı kimyon ve tuz
- 1 çorba kaşığı pul biber ve karbonat
Hazırlanışı
Kıyma, soğan, sarımsak ve ekmek içi ile birlikte harmanlanır. Baharatlar ilave edilerek özleşene kadar kuvvetlice yoğrulur. Hazırlanan köfte harcı en az bir gece buzdolabında dinlendirilir. Dinlenen harçtan şekil verilerek hazırlanan köfteler köz halindeki kömür mangalında kurutulmadan pişirilir.